Üniversiteler Yapay Zekâ Çağına Ne Kadar Hazır?

Yapay zekâ artık yalnızca teknoloji bölümlerinin konusu değil; eğitimden araştırmaya, idari süreçlerden mezunların iş hayatına hazırlanmasına kadar üniversitenin bütün yapısını etkiliyor. Asıl soru yapay zekânın üniversitelerde kullanılıp kullanılmayacağı değil, bu dönüşümün ne kadar bilinçli ve stratejik yönetileceği.
Yapay zekâ son birkaç yıl içinde hayatımızın pek çok alanında görünür hale geldi. Ancak yükseköğretim açısından baktığımızda yaşanan değişim yalnızca yeni teknolojik araçların kullanılmasından ibaret değil. Üniversiteler açısından çok daha temel bir soru ile karşı karşıyayız: Bilginin üretilme, öğretilme ve değerlendirilme biçimi değişirken üniversiteler bu dönüşüme nasıl uyum sağlayacak?
Bugün öğrenciler yapay zekâ araçlarını araştırma yapmak, fikir geliştirmek, metin üretmek, veri analiz etmek ve öğrenme süreçlerini desteklemek amacıyla kullanıyor. Akademisyenler ise aynı teknolojileri araştırma, ders hazırlığı ve bilimsel üretimin farklı aşamalarında giderek daha fazla deneyimliyor.
Dolayısıyla yapay zekâyı üniversitelerden uzak tutmaya çalışmak yerine, doğru kullanımının nasıl öğretileceğine odaklanmak gerekiyor.
Yapay zekâ okuryazarlığı yeni bir temel yetkinlik
Üniversitelerin önündeki ilk başlıklardan biri yapay zekâ okuryazarlığıdır.
Nasıl ki dijital okuryazarlık zaman içerisinde hemen her meslek alanının temel gereksinimlerinden biri haline geldiyse, yapay zekâ araçlarını doğru kullanabilme, üretilen bilgiyi sorgulayabilme ve teknolojinin sınırlarını anlayabilme becerileri de benzer şekilde önem kazanıyor.
Burada yalnızca öğrencilere teknik araçları öğretmek yeterli değil.
Eleştirel düşünme, etik kullanım, kaynak doğrulama, veri güvenliği ve akademik dürüstlük gibi konuların da yapay zekâ eğitimlerinin ayrılmaz bir parçası olması gerekiyor.
Üniversiteler yalnızca yeni bölümler açarak dönüşemez
Yapay zekâ alanında yeni lisans ve yüksek lisans programlarının açılması önemli bir gelişme. Ancak üniversitelerin yapay zekâ dönüşümünü yalnızca yeni bir bölüm açmakla sınırlaması yeterli olmayacaktır.
Asıl dönüşüm, yapay zekânın farklı disiplinlerle nasıl ilişkilendirileceğini düşünmekle başlayacaktır.
Hukuk öğrencisi için yapay zekânın anlamı farklıdır. Bir iletişim öğrencisi, mühendislik öğrencisi, siyaset bilimci veya sağlık alanında eğitim alan öğrenci için ise farklı kullanım biçimleri ve farklı etik sorular ortaya çıkar.
Bu nedenle geleceğin üniversitesinde yapay zekâ eğitiminin yalnızca bilgisayar mühendisliği bölümlerinde değil, disiplinler arası bir yetkinlik alanı olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
Akademisyenin rolü ortadan kalkmıyor, dönüşüyor
Yapay zekâ tartışmalarında sık karşılaşılan sorulardan biri de teknolojinin öğretim elemanlarının yerini alıp almayacağıdır.
Bence asıl mesele bu değildir.
Bilgiye erişimin giderek kolaylaştığı bir ortamda akademisyenin değeri yalnızca bilgiyi aktarmasından değil; öğrencinin bilgiyi değerlendirmesine, sorgulamasına, ilişkilendirmesine ve anlamlandırmasına rehberlik edebilmesinden kaynaklanacaktır.
Bu nedenle akademisyenlerin de yapay zekâ konusunda desteklenmesi gerekiyor.
Üniversitelerde yalnızca öğrencilere yönelik değil, akademik ve idari personele yönelik yapay zekâ okuryazarlığı ve uygulamalı eğitim programlarının geliştirilmesi önemli bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor.
Kurumların kendi yol haritasını oluşturması gerekiyor
Her üniversitenin yapısı, öğrenci profili, akademik kapasitesi ve öncelikleri farklıdır. Bu nedenle bütün kurumlara uygulanabilecek tek bir yapay zekâ dönüşüm modeli olduğunu düşünmek gerçekçi değildir.
Üniversitelerin önce kendi mevcut durumlarını değerlendirmeleri gerekiyor.
Hangi alanlarda yapay zekâ kullanılıyor? Öğrenciler ve akademisyenler hangi araçlardan yararlanıyor? Kurumun etik ilkeleri ve veri güvenliği yaklaşımı ne durumda? Hangi alanlarda eğitime ihtiyaç var?
Bu soruların yanıtlarından hareketle kuruma özgü bir yapay zekâ dönüşüm yol haritası oluşturulabilir.
Erken hareket eden kurumlar avantaj sağlayacak
Yapay zekâ konusunda tartışmalar devam edecek ve kullanılan araçlar sürekli değişecek. Ancak dönüşümün kendisinin geçici olmadığı açık.
Bu nedenle üniversitelerin teknolojinin tamamen olgunlaşmasını beklemek yerine, bugünden küçük fakat bilinçli adımlar atması daha anlamlı olacaktır.
Eğitim programları geliştirmek, akademisyenleri desteklemek, kurumsal kullanım ilkelerini belirlemek, disiplinler arası çalışmalar başlatmak ve öğrencilerin yapay zekâyı eleştirel biçimde kullanmasını teşvik etmek bu adımların başlangıcı olabilir.
Geleceğin başarılı üniversitelerini yalnızca yapay zekâ teknolojisine sahip olan kurumlar değil, bu teknolojiyi akademik değerler, insan odağı ve eleştirel düşünmeyle birlikte yönetebilen kurumlar belirleyecektir.
Doç. Dr. Deniz YETKİN AKER