← Köşe Yazıları
KÖŞE YAZISI
COP31’e Doğru Türkiye’de Sürdürülebilirlik: Bilgiden Davranışa, Davranıştan Kültüre
Türkiye’de sıfır atık, sürdürülebilirlik ve iklim alanında özellikle son yıllarda önemli bir kurumsal ve toplumsal birikim oluşuyor. Kamu kurumlarından üniversitelere, akademisyenlerden sivil toplum kuruluşlarına, öğrenci topluluklarından gönüllülük ağlarına kadar çok sayıda aktö
07 September 20266 dk okuma
Türkiye’de sıfır atık, sürdürülebilirlik ve iklim alanında özellikle son yıllarda önemli bir kurumsal ve toplumsal birikim oluşuyor. Kamu kurumlarından üniversitelere, akademisyenlerden sivil toplum kuruluşlarına, öğrenci topluluklarından gönüllülük ağlarına kadar çok sayıda aktör bu sürece farklı biçimlerde katkı sunuyor.
2026 yılı bu açıdan Türkiye için ayrıca önemli.
Türkiye, COP31’e ev sahipliği yapıyor.
COP31’in 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek olması; Türkiye’nin iklim politikaları, sıfır atık, döngüsel ekonomi, sürdürülebilir şehirler ve gençlik katılımı alanlarında yürüttüğü çalışmaların uluslararası düzeyde daha görünür hale gelmesi açısından önemli bir fırsat sunuyor.
Hazırlık sürecinde çok sayıda kurum ve kuruluş farklı roller üstleniyor. Örneğin T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı COP31 hazırlıkları ve iklim politikalarının koordinasyonunda; Yükseköğretim Kurulu üniversitelerin, akademisyenlerin ve öğrencilerin sürece katılımında; Sıfır Atık Vakfı ise sıfır atık kültürü, toplumsal farkındalık ve gönüllülük alanlarında çalışmalar yürütüyor.
Elbette Türkiye’deki sürdürülebilirlik çalışmaları bu kurumlarla sınırlı değil. Üniversiteler, yerel yönetimler, farklı kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, özel sektör, akademisyenler, öğrenci toplulukları ve gönüllüler de bu geniş ekosistemin birer parçası.
Asıl değer de burada ortaya çıkıyor:
Sürdürülebilirlik tek bir kurumun değil, birlikte hareket eden çok sayıda aktörün ortak meselesidir.
Sıfır atıktan döngüsel ekonomiye
Sıfır atık denildiğinde ilk akla gelen çoğu zaman atıkların ayrıştırılması ve geri dönüşüm kutuları oluyor.
Oysa döngüsel ekonomi yaklaşımı daha geniş bir bakış gerektiriyor.
Mesele yalnızca ortaya çıkan atığı geri dönüştürmek değil; atığın oluşmasını önlemek, tüketimi azaltmak, yeniden kullanımı artırmak ve kaynakları daha bilinçli kullanmak.
Bu nedenle sürdürülebilirlik yalnızca teknik bir çevre politikası değildir. Aynı zamanda bir davranış değişikliği, kurum kültürü ve toplumsal sorumluluk meselesidir.
Burada sorumlu tüketim kadar sorumlu işletme yönetimi de önem kazanıyor. Kurumların satın alma süreçlerinden kaynak kullanımına, çalışan farkındalığından tedarik zincirine kadar sürdürülebilirliği karar süreçlerine dahil etmesi gerekiyor.
Bu yaklaşım bizi aynı zamanda yeşil liderlik kavramına götürüyor.
Sürdürülebilirliği yalnızca bir çevre projesi olarak değil, kurumun uzun vadeli yönünü etkileyen bir yönetim anlayışı olarak gören liderler, dönüşümün kurum kültürüne yerleşmesinde önemli bir rol oynayabilir.
Üniversiteler neden önemli?
Üniversiteler bu dönüşümün en güçlü aktörlerinden biri.
Çünkü üniversiteler yalnızca eğitim verilen kurumlar değil; bilimsel bilgi üreten, araştırma yapan, toplumsal sorunlara çözüm geliştiren ve yeni fikirlerin tartışılmasına alan açan yapılardır.
İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik konusunda akademisyenlerin yürüttüğü bilimsel çalışmalar, araştırma projeleri, çalıştaylar, konferanslar ve toplumsal katkı faaliyetleri bu nedenle son derece kıymetlidir.
Aynı zamanda kampüsler gençlerin yeni alışkanlıklar geliştirdiği ve toplumsal sorumluluk anlayışının şekillendiği yaşam alanlarıdır.
Bu nedenle üniversitelerdeki sürdürülebilirlik yaklaşımı hem bilimsel üretim hem de davranış değişikliği ve kurum kültürü açısından önem taşır.
Bir öğrencinin üniversitede kazandığı sürdürülebilirlik alışkanlığı çalışma hayatına, ailesine ve yaşadığı kente taşınabilir.
Bir akademik çalışma ise kampüsün çok ötesine geçerek politika üretimine, kurumlara ve topluma katkı sağlayabilir.
Gençlerin sürece katılması neden önemli?
Bilimsel ve kurumsal çalışmaların yanında gençlerin de bu sürecin gerçek aktörlerinden biri olması önemli.
Genç öğrenci yalnızca çevre politikalarını dinleyen kişi olarak kalmamalı.
Araştıran, proje geliştiren, fikir üreten, gönüllü olan ve sorumluluk alan bir paydaşa dönüşebilmelidir.
YÖK koordinasyonunda yürütülen çalışmalar ve COP31 Genç Akademi Takımı gibi girişimler bu açıdan önemli örnekler sunuyor.
Aynı şekilde gönüllülük programları da gençlere yalnızca etkinliklere katılma değil, öğrenme ve sorumluluk alma alanı açıyor.
Benim de eğitim içeriklerine katkı sunduğum COP31 Gönüllülük Programı bu açıdan dikkat çekici örneklerden biri. Gönüllüler için hazırlanan eğitimlerde sürdürülebilirlik, iklim, iletişim ve organizasyon gibi farklı başlıkların ele alınması, gönüllülüğün yalnızca sahada görev almakla sınırlı olmadığını gösteriyor.
Çünkü gönüllülük aynı zamanda öğrenmek, hazırlanmak, sorumluluk almak ve sürece bilinçli biçimde dahil olmak anlamına geliyor.
Sürdürülebilirlik dijital dönüşümden de ayrı düşünülemez
Bugün kurumların sürdürülebilirlik yaklaşımı yalnızca fiziksel kaynak kullanımıyla sınırlı değil.
Yapay zekâ ve dijital araçlar verimlilik, ölçüm ve kaynak yönetimi açısından önemli imkânlar sunarken, bu teknolojilerin enerji tüketimi ve çevresel etkileri de giderek daha fazla tartışılıyor.
Dolayısıyla geleceğin yaklaşımı yalnızca daha fazla teknoloji kullanmak değil; teknolojiyi de sorumlu ve sürdürülebilir biçimde kullanmak olmalı.
Yapay zekâ ile karbon ayak izi ilişkisi ise ayrıca tartışılması gereken yeni bir sürdürülebilirlik alanı olarak karşımızda duruyor.
Nil Akademi ve SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK
Sürdürülebilirlik yalnızca çevre politikası değil, eğitim, kapasite geliştirme, yönetişim, liderlik ve davranış değişikliği meselesidir.
Nil Akademi açısından da sıfır atık, döngüsel ekonomi, sorumlu tüketim, sorumlu işletme yönetimi, yeşil liderlik, gönüllülük ve kurumsal dönüşüm birbirinden bağımsız alanlar değil.
Bu nedenle üniversitelere, öğrenci topluluklarına, STK’lara, kurumlara ve gönüllülük yapılarına yönelik eğitimler, uygulamalı atölyeler, mikro öğrenme programları, proje ve kapasite geliştirme çalışmaları bu dönüşümü destekleyebilir.
Buradaki amaç yalnızca sürdürülebilirlik konusunda bilgi vermek değil;
bilgiyi davranışa, davranışı da kurum kültürüne dönüştürmek olmalı.
Süreklilik asıl mesele
Sürdürülebilirliğin kendisi zaten süreklilik fikrine dayanır.
Bir bilimsel çalışma, bir öğrenci etkinliği, bir gönüllülük programı ya da bir eğitim tek başına kıymetlidir. Ancak asıl etki, bu çalışmaların birbirini tamamlaması ve zaman içinde devam etmesiyle ortaya çıkar.
COP31 de bu açıdan yalnızca uluslararası bir konferans değil; Türkiye’de zaten gelişmekte olan bilimsel, kurumsal ve toplumsal birikimin daha görünür hale gelmesi, yeni işbirliklerinin gelişmesi ve farklı aktörlerin birbirinden öğrenmesi için önemli bir zemin.
Sürdürülebilir gelecek yalnızca politikalarla değil; bilimsel bilgiyle, güçlü kurumlarla, sorumlu yönetim anlayışıyla, üniversitelerle, akademisyenlerle, gençlerle, gönüllülerle ve süreklilik gösteren ortak bir çabayla kurulacaktır.
#SıfırAtık #COP31 #Türkiye #Gönüllülük #Sürdürülebilirlik #DöngüselEkonomi #SorumluTüketim #YeşilLiderlik #Üniversiteler #Akademi #NilAkademi